MİLLET HABER

SÖYLEŞİ: İKLİM DEĞİŞİYOR...TÜRKİYE DAHA DA KURAKLAŞACAK... PDF Yazdır e-Posta
 İ.T.Ü. Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU ile Söyleşi  2023- İklim nedir? İklim değişiminin önemi nereden kaynaklanmaktadır? 

Mikdat Kadıoğlu- Dünyayı çevreleyen hava katmanına baktığımızda herkes atmosferin uçsuz bucaksız olduğunu düşünür. Oysa bulunduğumuz noktadan atmosferin ilk tabakası, yâni yaşam için gerekli en önemli kısmı oluşturan, suyun çevriminin olduğu troposfer sâdece 11 kilometre kalınlığında. Dünyanın yarıçapını düşündüğümüz zaman bir elmanın kabuğu kadar ince bir katman. Atmosfer dipsiz bir kuyu olarak algılandığından olsa gerek, ülkemizde küresel iklim değişimi problemi genellikle “sel” gibi şiddetli hava koşullarında hatırlanıyor. Bu konudaki bilgi yetersiz olduğundan da, kamuoyunda her “olağan dışı hava olayını” bu problemlere bağlamak gibi genel bir davranış şekli oluşuyor. Yâni “hava şartı” ile “iklim”i birbirine karıştırır olduk. Bu nedenle, hava şartları ile iklim arasındaki farkı kısaca açıklamak gerekmektedir: Hava şartları, bir gün gibi kısa bir dönemde gözlenen hava olaylarıdır; fakat iklim, hava şartlarının, yüz yıl gibi, uzun bir dönemdeki ortalamaları veya eğilimleridir. Biz, meteoroloji mühendisleri olarak, küresel iklim değişimine işaret olarak şunları kabul ediyor ve izliyoruz:

1. Buzulların eriyerek, kutuplara doğru çekilmesi ile birlikte yüksek dağların tepelerindeki buzulların ve kar örtüsünün azalması.

2. Deniz su seviyelerinin yükselmesi.

3. Sıcak havayı ve suyu seven tropikal bitki ve balıkların kutuplara doğru yayılması. Artan iklim göçmenleri ve mülteci problemleri.

4. Havadaki kirleticilere karşı hassas olan, narin kuş türlerinin azalması.

5. Ağaçlardaki yaş halkalarının daha hızlı bir büyüme göstermesi.

6. Son 1400 yılın dünyanın en sıcak yılları olarak kabul edilen 1990'lı yılların ardı sıra gelmesi.

 2023- İklim değişikliklerinin önemi nereden kaynaklanıyor? Bunların insan hayatına etkisi nelerdir? 

Mikdat Kadıoğlu- İklim, bizim havamızın sıcak, soğuk, yağışlı ve kuru olmasıyla ilgili. Kar örtüsü, kar erimeleri, fırtına yörüngeleri, okyanus akıntıları biz uzmanların, iklim ile ilgili dikkate aldığı parametrelerdir. Bunların hepsini iklim kontrol ediyor. İklim, insan yaşamını temelden etkilediği için önemli hâle gelmektedir. Üstü açık bir fabrika olarak değerlendirebileceğimiz tarım, hava şartlarından korkunç şekilde etkileniyor. Ayın şekilde, turizm sektörü de etkilenmektedir. İnsan sağlığı ile ilgili olarak da iklim şartlarının etkisi vardır; salgın hastalıklar... Son on yıldır Çukurova’da tropikal hastalıklar polikliniği var. Çukurova neresi tropikal neresi, ama tropikal hastalıklar bölgede görülüyor ve bir poliklinik açılacak kadar fazlalaşmış durumda. Meselâ şu anda şehirlerdeki yaşanabilirlik de iklimle ilgili bir şey. İzmir’de bütün caddeler denize diktir, deniz meltemleri içeri girsin ve bir konfor sağlansın diye. Ama Mersin’de bütün siteler denize paralel olarak, bir set gibi yapılmıştır. Tabiî bunlar bizim iklimi düşünmeden yaptığımız işlerdir. İklim değişimi ile birlikte fırtınaların, orman yangınlarının yapmış olduğu tahribatta artış olma ihtimali çok yüksektir. Biliyorsunuz 1 Haziran’da orman yangını mevsimi başlıyor Türkiye’de, ama artık bu tarihte değil öncesinde de yangın çıkabiliyor. Yâni; orman yangını zamanındaki değişim yangınların sayısındaki artış da çok önemli. Yine su seviyesinin yükselmesi Türkiye için problemlerden birisi. Mühendislik yapılarının verimi ve ömrü, iklim değişikliği ile yakından ilgili. Canlı  türlerinin miktarı ve dağılımı da yine aynı şekilde çok önemli bir konu. Biyolojik çeşitlilikte çok büyük azalmalar yaşanıyor ülkemizde.

 

Bizim kayıt tutuğumuz 140 yıllık zaman diliminden beri gelen en sıcak 14 yıl 1980’den sonra yaşandı. 90 yılından sonra çok sıcak yazlar yaşıyoruz. Bunlar bir tane iki tane değil peş peşe gelen bir trend gösteriyorlar. Meselâ 1998 yılı 1400 yılın en sıcak yazı oldu. 2002 ise en sert ikinci yazı oldu. Fakat havalar çok sıcak olsa ya da çok soğuk olsa bile bunlar bizim için iklim değişikliğini göstermiyor. Bir trende bakmamız gerekiyor. Çünkü “hava havaî bir şeydir”, yükselebilir, alçalabilir, sürekli bir zikzak yapar. Son elli yıldır buzullarda çok büyük bir erime var kayıtlara göre. Yine aynı şekilde okyanuslarda bir ısınma var. Her olayı iklim değişikliğine bağlamak doğru değil, iklim değişmediği zamanda bunlar oluyordu, ama şimdi daha şiddetli oluyor.

 

Tabiî Türkiye’de havalardaki sıcaklık veya soğukluk iklim değişikliği olarak algılanıyor. Hava başka bir şey, iklim başka bir şey. Bu ikisini karıştırmamak gerek. Bir de hava şartlarını mevsime uydurmaya çalışılıyor, meselâ Mayıs ayından itibaren yazın gelmesi beklenir. Zaten yaz 21 Haziran’da gelir, bu beklenir aslında, ama 21 Haziran’da da havanını çok sıcak olması gerekmiyor. Şimdi bizim kullandığımız takvim, astronomik takvim ama havanını bundan haberi yok. Bugün, son 60 yılın en sıcak gününü yaşayabilirdik bu da çok anormal bir şey değil bizim için.

 

Biz neye bakıyoruz atmosfer biliminde; süreklilik, uzun dönemde olması, buzulların erimesine bakıyoruz. Sâdece aysbergler erimiyor; Nemrut, Süphan, Kaçkarlar’a bakın, buradaki buzullarda büyük bir erime var. Şu anda, bu dağların tepesinde çok az bir buzul kalmış durumda. Bu çok net biçimde sürekli bir erimeyi, sürekli bir ısınmayı gösteriyor. Deniz seviyesinin yükselmesi olayı var; bu da çok uzun sürede ve sürekli olan bir şeydir. Göçler yaşanıyor haberlerde görüyorsunuzdur, tırlarda, köhne teknelerde bir çok insan yakalanıyor. Bunların çoğu, aslında, iklim göçmenidir. Bu insanların çoğu yaşadıkları bölgedeki tarlalarını kaybetmişlerdir; suyun olmamasından, kuraklıktan dolayı. İnsanların suyun, hayatın olduğu yerlere doğru, kuzeye göç etmesi gerekiyor. Sâdece insanlarda göç etmiyor, ağaçlarda göç ediyor, hayvanlar da… Eskiden ağaçların yaşadığı bir kuşak varken zaman içinde polenlerinin farklı bölgelere yayıldığını görüyoruz. Geçen sene Hint Okyanusu’nda yaşayan egzotik balıkların Hint Okyanusu’ndan kalkıp Süveyş Kanalı’nı geçerek Antalya’ya geldiğini gördük. Artık Antalya’da yaşabiliyorlar. Yine aynı şekilde narin kuş türlerinde büyük azalma var dünya üzerinde. Bunların hepsi bilimsel olarak hesaplanmış şeyler ve gelişmeler bize iklimin değiştiğini gösteriyor.

 2023- Hava havaî bir şey ise, normal hava şartları nedir? 

Mikdat Kadıoğlu- Evet, havanın rekor kırması meselesinden bahsediliyor basında sıklıkla. Oysa, her gün dünyanın bir yerinde havanını rekor kırdığına şahit olabiliriz. Bir insanın ömrü ortalama 70 yıl kabul edersek, bu yetmiş yıllık süre içinde en az 5 kere bu rekorları görmeniz normaldir. İstatistik bilimi bunu söylüyor ama beşi geçmemesi şartı ile. Çünkü normal hava yoktur.

 

İstanbul’daki 80 yıllık yağış grafiğine bakacak olursak bunu görmemiz zaten mümkün. 1934 yılında Atatürk Meclis’te yaptığı bir konuşmada İstanbul’dan Kastamonu’ya kadar yaşanan büyük kuraklıktan bahsediyor. 34 yılında yağış 500 mm kadar İstanbul’da. 1938’de yağış 1050 kg çıkmış. Bunun normali yoktur. Bizim normal değerler diye adlandırdığımız oranda bir yağış çok nadir rastlanır, o da tesadüftür. Normal hava şartları hesaplanırken, son tam üç on yıl hesaba katılır. 2004 yılında olduğumuza göre bizim normalimiz, 1971-2000 ortalamasıdır. Bu üç tam yıldır. 2000 yılından önce biz 1961-1990 ortalamasını kullanıyorduk “normal” diye. Dikkat ederseniz biz normallerimizi de her on yılda bir değiştiriyoruz. Çünkü, iklim değişken bir şeydir. Havanın karakterdir bu. Hava çok kaotik bir ortamdır ve ne ufak etkide havada her şey değişkenlik gösterir.

 2023- Geçmişte iklimin nasıl olduğuna bakarak günümüzdeki şartları karşılaştırmanız ve bunun sebeplerini saptamanız mümkün mü? 

Mikdat Kadıoğlu- Geçmişte iklimin nasıl olduğunu görmek için kullandığımızı çok değişik yöntemler var. Bunlardan bir tanesi, ağaçların yaş halkaları. 500 yıllık bir ağacın yaş halkalarına bakarak iklimin nasıl olduğunu görebiliriz. Bu halkalar ne kadar genişse o yıl o kadar yağışlıdır, halka ne kadar darsa o yıl çok kurak geçmiş demektir. Böyle bir ağaca baktığımız zaman geçmiş yıllardaki iklimi söylememiz mümkün olabilir. Anadolu’da ev yapımında kullanılan ağaçlara bakarak aynı bulgulara ulaşabiliyoruz. Evin hangi tarihte yapıldığından başlayarak geriye doğru gidip, geçmişteki iklimi bulabiliyoruz. Göllerin tabanındaki çamurda bulunan polenlerden de iklime ilişkin bilgi edinebiliyoruz. Ama en çok bizim işimize yarayan “havuç” dediğimiz buz örnekleri. Antarktika’dan ve dünyanın bir çok yerinden bu buz örnekleri, aynı petrol kuyusu gibi, sondaj yapılarak elde ediliyor. Yaklaşık 3 kilometreye kadar yâni o buz tabakasından karaya varana kadar örnekler alınıyor. Bu alınmış örnekler içinde sıkışmış hava kabarcıkları var, buradan karbondioksit miktarını anlıyorsunuz. Bu örneklerdeki her bir tabaka bir yılı, tabakanın kalınlığı ise, yağış miktarını gösteriyor. Bu örneklerdeki toz miktarı rüzgarı gösteriyor. Bu örnekteki oksijen miktarı ile birlikte biz oradaki hava sıcaklığını anlayabiliyoruz. Böylelikle 120 bin yıl geriye doğru gidebiliyoruz ve iklimin neden değiştiğini görebiliyoruz.

 2023- İklim değişikliğinin nedenleri neler olabilir?  

Mikdat Kadıoğlu- Doğal etkiler olabilir, dinozorların kaybolduğu jeolojik evrelerde sürekli iklim değişmiş. Neden değişmiş? Bazen Güneş’ten alınan enerji değişmiş, Dünya’nın 23 derecelik eğimi değiştiği için değişiyor. Kıtalar sürüklendiği için değişiyor. Antarktika  kıtasında bugün petrol çıkıyor. Çünkü eskiden Antarktika kıtası, bugün Afrika’nın olduğu yerdeydi, tropikal ormanlar vardı, sonra bu kıta hareket ederek şimdiki yerine gitti. Bugün Ankara’yı kazın midye kabukları çıkıyor. Bunlar kıtaların sürüklenmesiyle ilgili bir olaydır.

 

Bizi bugün ilgilendiren ise insan etkisidir. Nüfus arttığı ve daha çok doyacak insan olduğu için daha çok tarım alanına ihtiyaç oluyor. Daha çok tartım alanı açılması için ormanları ortadan kaldırıyoruz. Daha çok yakıta ihtiyaç var. Bu doğaya baskı oluşturuyor. Hiçbir zaman dünyanın nüfusu bu kadar olmamıştı. Bir de bunun yanı sıra evlerimizde, endüstride kullandığımız fosil yakıtlarının etkisi söz konusu. Bunlardan atmosfere karbondioksit salınımı artırıyor, bunlar ise atmosferin bileşenini bozuyor.

 

Şu anda meselâ büyük bir volkan patlasa dünyada, çok geriye gidebiliriz. Aniden soğuyabilir dünya. 1816 yılında yaz yaşanmadı dünyada. Tambora volkanı Endonezya’da patladığı zaman İngiltere’de bile buz yağıyordu Ağustos’ta. 1816 dünyada neler olduğuna tarihe bakarak anlayabiliriz. Bütün isyânlar iklimdeki bu değişimle ilgilidir. 1789’da Fransa’da neden ekmek yoktu? Çünkü o yıllarda müthiş bir kuraklık vardı. İklimsel problemler sosyal problemler de meydana getiriyor. Volkan patlamaları jeolojik evrelerde sürekli olarak dünya iklimini değiştirmiştir.

 

Dünyanın ekseni her 41 bin yılda bir dönüşüyor. Dünyanın yörüngesini bugün için elipstir ama, her zaman elips değildi. 100 bin yılda bir daire elipse dönüşüyor. Dünya yörüngesindeki açının değişmesi, Güneş’e olan uzaklık bütün bunlar iklimi değiştiriyor. Geriye doğru baktığımız zamanda da şöyle şeyler karşımıza çıkabiliyor; sıcak bir zamanda Roma İmparatorluğu doğuyor, küçük bir buzul çağında Roma İmparatorluğu yok oluyor. Yâni, medeniyetlerin ortaya çıkması ve kaybolması iklime bağlı. Vikingler çıkıyor buzul çağında. Meselâ bir dönem Osmanlı boğazdan geçen gemileri durdurup içinde buğday aranıyor. Çünkü çok sert kışlar ve serin yazlar yaşanıyor ve bitkiler büyüyemiyor. Geçmişteki iklimlere bakıldığında çok âni yükselmeler ve düşmeler görmek mümkün. Fakat bu “Yarından Sonra” isimli filmdeki gibi bir haftada değil. Bizim yaşadığımız en şiddetli buzul çağı 8200 yıl önce gerçekleşmiş.

 

Amerikan Kongresi’ne Ulusal Bilim Kurulu tarafından sunulan, “Âni İklim Değişikliği” diye bir raporu var. Hatta, âni iklim değişikliğiyle ilgili “Kaçınılmaz Sürprizler” diye bir kitap yayınlamışlar. Fakat bu değişim filmdeki gibi değildir.

 2023- Film sıcak su akıntılarındaki değişimden yola çıkıyor? Bu mümkün mü? 

Mikdat Kadıoğlu- Dünyada çok büyük dengeler var, her şey bir denge üzerine oturmuştur. Okyanus akıntıları da ayrı bir denge oluşturuyor. Meselâ Gulf Stream Sistemiyle Karaipler’den kuzeye doğru taşınan sıcak su Kuzeybatı Avrupa ve  İngiltere’yi bize benzer bir iklime sahip kılıyor. Ama İngiltere ile aynı enlemlerde olan yerlere gittiğiniz zaman, Moğolistan, Sibirya gibi, burada hava buz gibi. Sıcak su akıntısından dolayı İngiltere çok daha ılıman bir iklime sahip. Bu akıntı durduğu zaman, sıcaklık düşüyor. Hava akımları batıdan doğuya doğrudur. O yüzden hava akımları Türkiye’ye Balkanlar’dan gelir. Gulf Stream’in olduğu yerden, İngiltere’nin olduğu taraftan gelen hava akımları, Türkiye’ye doğru gelirken burada ısınıyor. Bu sıcak su akımı durursa, bu bölge donmaya başlıyor aynı zamanda bizim üzerimize gelen havada çok soğuk bir şekilde geliyor. Yani sâdece İngiltere donmuyor oradan gelen hava akımları daha bir şiddetli ve soğuk oluyor ve bize kadar etki ediyor.

 

Buzulların erimesi tatlı su ortaya çıkarıyor. Tatlı su okyanusa karıştığında daha hafif olduğundan üste kalıyor. Üste kaldığı için gelen sıcak su akıntısı artık soğuyup da akıntıyı devam ettirecek hâle gelemiyor. Sıcak su akıntısı gelirken sıcak olduğundan üste kalıyor soğuduğu zamanda alta inerek bir sirkülasyon sağlıyor. Tatlı su geldiği zaman sıcak bu akıntısını bloke ediyor, bunun soğuyup aşağı doğru sirkülasyonu tamamlaması mümkün olmuyor. Bu yüzden erime yâni tatlı suyun okyanusa karışması bu bandı bozuyor. Bu bant bozulduğu zaman da bir çok büyük sıkıntılar yaşanıyor.

 2023- Karbondioksit miktarındaki artışın küresel ısınma ile ilgili var mı? 

Mikdat Kadıoğlu- Atmosferdeki karbondioksit Hawaii’de ölçülüyor. Burada yapılan ölçümlere göre sonbaharda bitkiler çürüyüp yapraklar döküldüğü zaman atmosferdeki karbondioksit miktarı artıyor, bitkiler yeşerdiği zaman da karbondioksit miktarı düşüyor. Dünyadaki sıcaklıklara baktığımız zaman aşağı yukarı buna paralele bir sıcaklık söz konusu. Yâni tamamen yüzde yüz buna bağlı değil ama karbondioksit miktarına bağlı bir ısınma var dünyanın Kuzey ve Güney Yarımküresi’nde. 1950’lerden sonra dünya üzerinde çok büyük bir ısınma trendi başlıyor. Bu Türkiye’de de böyle. Bunu görebiliyoruz kayıtlardan. Bu iklim değişikliği insan kaynaklı mı, yoksa doğal mı? Çünkü bütün jeolojik evrelerde iklim değişmiş. Isınmaya etken olabilecek doğal değişikliklerle ısınma arasındaki ilişkinin saplanması için yapılan araştırmalarda bunların birbirini tamamlamadığı görülüyor. Fakat insan kaynaklı etkiler doğal etkilere dahil edildiğinde ısınma ile bir örtüşme söz konusu. Buradan ısınmanın sâdece doğal etkilerle açıklamak mümkün olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor. İnsan faktörünün küresel ısınmaya etkisi var ve bunu kimse artık inkâr edemiyor.

 

Isınma ile ilgili bazı görüşler yerdeki ısınmanın fazla olması ama atmosferdeki ısınmanın az olmasından yola çıkarak, yerdeki ısınmanın sebebini iklim değişikliği değil, şehirleşme olarak ifâde ediyorlardı. Gerçekten de şehirleşme sıcak bölgeler oluşturuyor. Bunun en bariz örneği şehirlere az kar yağıyor olması, ama aslında şehirlere kar yağmıyor değil, yağan kar eriyor. İşte Kyoto Protokolü ile ilgili olarak da Amerikan yönetimi bunu bahane ediyordu. Amerikan hükümeti bir bilim adamları grubuna bir araştırma yaptırdı. Bu bilim adamları atmosferin ilk 11 kilometrelik tabakasındaki ısınmayı araştırdılar ve bunun için de uydulardan alınmış olan kayıtları incelediler. Uzun bir araştırmadan sonar Nature dergisinde bu araştırmanın sonucunu da yayınladılar. Elde ettikleri sonuç, yerdeki ısınma ile atmosferdeki ısınmanın aynı olduğu şeklinde. Bu Amerikan hükümeti için büyük bir sorun olmakla birlikte artık küresel ısınmanın son kanıtı da bu oldu. 6 Mayıs tarihli Nature dergisinde bu araştırmanın ayrıntıları yer alıyor. Dünya ısınıyor ve artık bu ısınma insan kaynaklı olarak kabul ediliyor.

 2023- Hangi ülkeler ne kadar karbondioksit salıyor atmosfere? 

Miktad Kadıoğlu- Toplam ülkelerin atmosfere saldığı karbon miktarına bakınca yüzde elli oranında Amerika’nın birinci geldiğini onu Çin’in takip ettiğini görüyoruz. Çin kişi başına bakılmasını istiyor ve öyle yapıldığı zaman Amerika yerini korumakla birlikte Çin’in yerinin değiştiğini görüyoruz. Amerika Kyoto Protokolü’nü imzalasa işgücü ve para kaybedecek ama bunu bütün ülkeler imzalarsa bu kaybını teknoloji transferleri ile karşılaması mümkün. Fakat gelişmekte olan ülkeler kendilerini bir kota tanınmasını ve en azından sanayileşmelerini tamamlayana kadar müsaade edilmesini istiyor ve öncelikle Amerika’nın önlem alması gerektiğine işaret ediyorlar. Amerika’da ya hep birlikte önlem alırız ya da ben imzalamam diyor. Kyoto Protokolü imzalanmasa 2010 yılında 8 milyar ton karbondioksit olacak atmosferde. Protokol imzalanırsa ve uygulanırsa bu miktar 7.6 milyar ton olacak. Yâni çok küçük bir fark var. Rusya da bunu bahane göstererek imzalamıyor ve “10 yıl içinde ekonomimizi 2 kat büyütmemiz gerekiyor” diyor.

 2023- Peki hocam sera etkisi nedir? 

Miktad Kadıoğlu- En büyük sera gazlarından bir tanesi atmosferdeki karbondioksit gazıdır. Dünya atmosferinde on binde üç miktarında var. Mars’a baktığımız zaman hiç yok, bütün karbondioksit gazı yerde donmuş şekilde duruyor. Hiç sera gazı olmadığı içinde Mars’ın sıcaklığı da eksi 50 derece. Venüs’e baktığımız zaman orada da atmosferinin yüzde 96’sı karbondioksit ve hava sıcaklığı 420 derece. Yâni bu on binde üç çok güzel bir rakam. Bu oran olduğu için dünyanın ortalama sıcaklığı 15 derece. On binde üç olmayıp sıfır olsaydı eksi 18 derece olacaktı dünyanın ortalama sıcaklığı. Sera gazı bu dengeyi bozmamak şartı ile iyi bir şey. Bu dengeyi bozduğumuz zaman Venüs’e doğru bir gidişat başlıyor. Atmosferik Sera gazı olmasaydı yâni karbondioksit, su buharı, metan gibi gazlar olmasaydı; tek enerji kaynağımız güneş olacaktı. Güneşten gelen ışınlar ile önce yer sonra da hava ısınacaktı. Ama sera gazları olduğu için yeryüzünü ısıtıyor bir süre sonra yeryüzü dışarıya kendisi de enerji vermeye başlıyor, bu enerji sera gazları tarafından tutuluyor ve tekrar dünyaya gönderiliyor. Yâni ikinci bir enerji kaynağı gibi. Şimdi insanoğlu bu etkiyi güçlendiriyor. Sanayi Devrimi’nden sonra bakarsanız atmosferdeki karbondioksit miktarı geometrik olarak yükseliyor aynı şekilde metan gazı oranı da yükseliyor. Azotdioksitler aynı şekilde yükseliyor. Klora flora karbon (CFC) ise, Montreal Protokolü’nden sonra düşüyor. Atmosferde CFC görülmesi 1950’den sonra başlıyor, yapay bir gaz bu, doğada böyle bir gaz yok. Biz çıkarmışız onu. Montreal Protokolü ile bunlar kontrol altına alındı. Peki CFC kontrol altına alınıyor da neden diğerleri alınmıyor? Bu da ekonomik bir olay. CFC satan ülkeler sanayileşmiş ülkeler, bunun yerine kullanılan maddeleri de yine onlar satıyor. Onların için bir kayıp yok. Sera gazları için bu öyle değil. Sanayileşmiş ülkelerin kayıplarının karşılayacak bir mekanizme şuanda yok. Amerika Kyoto Protokolü’nü de bu yüzden imzalamıyor.

  2023- Türkiye’nin iklim değişiklikleri ile ilgili yaptığı çalışmalar var mı? 

Mikdat Kadıoğlu- Bizim şöyle bir şansımız var; Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli (IPCC) denilen bir kuruluş var. Burada iki bine yakın bilim adamı çalıyor. Burada yapılan çalışmalarda dünya üzerinde 5 bölge seçilmiş durumda, bu bölgelerden bir tanesi de Güney Avrupa ile birlikte Türkiye. Biz bunların yaptığı çalışmaları takip ederek başımıza neler geleceğini anlıyoruz. Bu bilim adamlarının yaptığı hesaplara 2030 yılına kadar Türkiye’deki sıcaklıklar artacak. 2030 yılının önemi de şuradan kaynaklanıyor; 2030 yılında karbondioksit miktarı Endüstri Devrimi’nden önceki miktarın iki katına çıkacak. Kışın 2 derece hava sıcaklığımız artıyor Türkiye’de. Daha az ısınma masrafı yapacağız, kaloriferler daha az yanacak diye düşünebilirsiniz. Yazın ise 2 ile 3 derece artış söz konusu. Bu da tabiî klima ihtiyacını doğuracak. Yazın 2 ila 3 derecelik artış aslında çok kötü bir şey. Ortalamada sıcaklıkların bir, iki derece artması demek; aslında çok büyük bir artış demek. Yağış ise kışın hafif bir artış gösteriyor. Zaten bizim kışın yağıştan yana bir derdimiz yok. Ama yazın yağış yüzde 5 ile yüzde 15 azalıyor. Zaten yazın Türkiye’de doğru dürüst yağış yok bu daha da kurak olacağız anlamına geliyor.

 

Küresel ısınmanın ne çok olacağı yer kutuplar olacak. En çok ısınmanın kutuplarda gerçekleşmesi dünyanın motorunda bir tekleme anlamına geliyor. Dünyadaki havanın sirkülasyonunu sağlayan şey, kutuplar ve ekvator arasındaki sıcaklık farkıdır. Bu farkın azalması daha değişik bir hava rejiminin ortaya çıkması anlamına geliyor. Küresel bir ısınma söz konusu ama yağış için böyle bir şey söz konusu değil. Çünkü yağış çok farkı bir şey.

 

Biz 18 bin yıl önceki küçük buzul çağından çıkarken hava sıcaklığı 18 bin yıl içinde 5 derece ısındı da biz buzul çağından çıktık. Şimdi 100 sene içinde 2-3 derece ısıtıyoruz havayı ve bu çok fazla...

 

Sıcaklığı gece ve gündüz olarak ikiye ayırırız. Gece sıcaklığında çok net bir artış var Türkiye’de. Gece sıcaklığının artışı Türkiye’de 1950’den sonra başlamıştır yâni şehirleşme ile birlikte. Bu dünyadaki ısınmayla da çok paralel. Gerçi onlar daha fazla ısınacağını söylüyor ama onunu için daha beklemek gerekiyor. Şu anda çok yavaş bir ısınma var. Henüz Türkiye çok aşırı bir miktarda ısınmış değil ama trend artarak devam ediyor.

 2023- Bu ısınma ve yağışların azalması ne anlama geliyor? 

Mikdat Kadıoğlu- Türkiye’nin, Orta ve Güney Avrupa’nın, Afrika’nın sıkıntısı ısınması ama ısınma ile birlikte gerekli olan yağışa da kavuşamamak. Yâni bitkiler sıcak havayı sever ama su ihtiyacını karşılayabilirseniz… Isınmadan dolayı açık su yüzeylerinden çok fazla su kaybolacak. Daha fazla suya ihtiyacımız olacak tarımı sürdürebilmemiz için, ama o suyu sağlayacak yağışımız olmayacak. Yoksa ısınma ile birlikte yağış da artsa Türkiye’de, o çok büyük bir problem değil. Kışın Türkiye’de Karadeniz bölgesinde bir yağış artışı bekleniyor. Burada en önemli olan toprak nemi, toprak nemi yüzde 25’e kadar azalıyor Türkiye’de. Bu demektir ki, Türkiye’nin tarım deseni değişecek. Artık kuru iklime yönelik tarım yapılmak zorunda. Zaten Türkiye yarı kurak bir ülke giderek kuraklığı daha çok hissedeceğiz ve ona uygun tarım yapmak zorunda kalacağız. Suriye, İran, Irak’ta ne yetişiyorsa bizim de onlara yönelmemiz gerekecek.

 

Türkiye’de salma suyu ile tarlalarda sulama yapılıyor. Böyle sulama aynı zamanda tuzlanma problemini de karşımıza getiriyor. Sulama tekniklerini geliştirmemiz gerekmektedir. Yani Sümerler’in ortadan kalkmasının bir nedeni de bazılarına göre; sulama… Aşırı sulama yaptıkları için tuzlanmadan yok olmuş bütün tarım alanları Sümerler’in. Biz Orta Asya’dan neden göçük? Taklamakan çölünde kazılar sırasında bir sürü su kanalları çıkıyor. Yâni bir zamanlar orada sulu tarım yapılıyormuş ama zaman içinde çölleşme yaşanmış.

 

Şu anda yağış ile ilgili en büyük sıkıntılardan bir tanesi de kar miktarında yaşanan azalma. Karın yağdığı ve eridiği zamanlar değişti. Kar daha önce eriyor şimdi. Geçen sene barajların kapakları açıldı çünkü kar erken eridi. Kar erken eridiği için kapakları açmak zorunda kaldılar. Bu bizim için çok korkunç bir şey aslında. Kar doğada suyun depolanması demek. Doğal depolama. Kar yağdığı zaman o aslında kendi kendine dağlarda depolanıyor. Yazın yağmur yağmadığı zamanlar o kar dağlardan eriyor; nehirlerdeki, göllerdeki eksilen suyu tamamlıyor. Giderek böyle bir şansımız kalmıyor. Kar daha önce eriyip gittiği için yazın kaynaklarımızı besleyecek depolarımız kalmıyor.

 2023- Türkiye’yi küresel ısınma ile bekleyen tehlikeler nelerdir? 

Mikdat Kadıoğlu- Türkiye’yi iklim değişikliğiyle ilgili bekleyen üç önemli problem var. Bunlardan bir tanesi kuraklık, bir tanesi âni sellerde yaşanacak artış, üçüncüsü de deniz su seviyelerinin yükselmesidir.

 

Kuraklığın altında bir çok şey var aslında, bunların büyük kısmına da konuşmamız içerisinde işaret ettik. Kuraklık; orman yangınlarında, sıcak hava dalgalarının yol açtığı ölümlerde artış demek. Geçen sene Fransa’da 20 bin kişi ölmüştü sıcaklardan. Ama Türkiye’de kayıtlara bakarsanız kimse ölmedi. Türkiye’de bu ölümler gerçekleşiyor, ama kayıt tutulmadığında ya da ölüm sebebi yeterince araştırılmadığından ortaya bu sonuç çıkıyor. Kuraklık demek; tropikal hastalıklarda, tarım alanlarındaki haşaratlarda artış demektir. Dünya üzerinde bir numaralı afet kuraklıktır Ama bizim 1959 yılında çıkartılan Umumî Afet Kanunu, kaya düşmesi afet sayar ama kuraklığı afet saymaz. Yâni sıcak hava dalgası bir afet değildir, kuraklık bir afet değildir Türkiye’de. Onun için Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nde kuraklık ile ilgili hiçbir doküman, kayıt yoktur.

 

Diğer önemli etken olan deniz seviyesindeki yükselmelerin sebeplerinden bir tanesi, suların ısınmasından kaynaklı genleşmedir. Ayrıca karadaki buzulların ermesi deniz seviyesini yükseltiyor. Okyanus’taki buzulların erimesi deniz seviyesini yükseltmez. Zaten denizin içindeki olmaları, yâni hacimleri, deniz seviyesini yükseltmiştir. Bizim için en tehlikelisi karadaki erimedir. Şu anda yılda 0,1 ile 0,2 milimetre bir yükselme söz konusu. Türkiye’de deniz suyu yükselmesini ölçen kimse var mıdır, varsa bunları bize verirler mi? Bu meçhul… Türkiye’de bir veri problemi var. Deniz seviyi 10 santim, 20 santim yükselse ne olur? Karadeniz’de Riva deresi vardır. Karadeniz’de poyraz estiği zaman Riva deresini tuzlu su basar, çiftçiler tarlasını su tuzlu olduğundan sulayamaz. Ufak fırtınalarda bile dereleri tuzlu su basıyor. Deniz seviyesi yükseldiği zaman bir de bunun üstüne “fırtına kabarması” eklediğimizde 20 ile 40 santimlik deniz yükselmeleri 1 ila 1,5 metre hâline geliyor. Türkiye’de kıyıları kullanırken bunları düşünmemiz gerekiyor. Nereye yol yapacağız, nereye köprü yapacağız, nereye tesis kurulacak bunları hesaplamak gerekiyor. Deniz seviyesi yükseldiği zaman derinliği artmaz. Bruun Kuralı vardır. Seviye ne kadar yükselirse kıyıdan o kadar götürür ve altına serer malzemeyi, derinlik aynı kalır ama kıyıyı yer. Bunun oranı bire yüzdür. Yâni 4 mm bir yükselirse 40 cm kıyı yer. Bu tabiî büyük bir problem, bütün kıyı şeridini yok eder. Biliyorsunuz Türkiye’de de dünyada da nüfus kıyılara akıyor. Endüstrinin buralara kayması söz konusu. Deniz seviyesi yükselince bir defa tatlı su yataklarını, dereleri, nehirleri tuzlu su basacak. Yeraltı sularına tuzlu su karışacak. Alçak vadi ve platolar tuzlu su altında kalacak. Tuzlu su çekildiğinde bile toprak tuzlandığından etkisi uzun süre kalıyor. Tekrar kullanılması için temizlenmesi gerekiyor ki, bu uzun bir süreç.

 

Meselâ Mısır’da Cuma hutbelerinde bile küresel iklim değişikliği konuşuluyor. Çünkü Mısır’ın hayat kaynağı Nil nehri. Uzay’dan bakarsanız Mısır’a, bütün şehirleşme ve tarımın Nil nehri boyunca gittiğini görürsünüz. Akdeniz’in suları yükselirse, Riva deresi gibi, Nil nehrini tuzlu su basarsa, ne onu içebilecekler ne onunla tarım yapabilecekler. Yâni Mısır diye bir ülke kalmıyor. Bunun yanı sıra Bangladeş de aynı problemle karşı karşıya. Yarım metre suların yükselmesi hâlinde Mısır’da yaklaşık 4 milyon insan etkileniyor. 1 metrede 6 milyon insan etkileniyor. Türkiye’de ise böyle bir çalışma söz konusu değil. Fuji Adaları, Bangladeş gibi birkaç ülke gelişmiş ülkelere resmen başvurdu; “Sizin yüzünüzden şu kadar insan, şu kadar yıl içinde iklim göçmeni hâline gelecek, bunun ne kadarını topraklarınıza kabul edeceksiniz” diye. Bu iklim göçmeleri nereden geçecekler? Bizim üzerimizden… Deniz seviyesinin yükselmesi ile ilgili 40-60 cm arasında projeksiyonlar var. Bu da az bir rakam değil. Hele bunu fırtına kabarmasıyla, dalgalarla beraber düşündüğünüz zaman problem büyük.

 

Amerika’daki Maine Eyaleti yetkilileri deniz seviyesinin yükselmesi durumunda kıyı arazisinin kullanılması noktasında ne yapılacağını araştırmışlar. Bazıları diyor ki, deniz seviyesi yükselsin, yükseldiği zaman set yapalım, Hollanda gibi, kullanmaya devam ederiz. Yapılan araştırmaya göre, yapılacak olan setler kurtarılacak olan tesislerden daha fazla bir maliyete sahip. İngiltere’nin aldığı karar kıyılardan geri çekilme şeklinde.

 

Türkiye’nin İç Anadolu bölgesi çölleşme problemi ile karşı karşıya, 2020 yılında tarımda yüzde 10 miktarında bir düşüş yaşanacağı ve ondan sonraki yıllarda bu oranın yüzde 20’ye çıkması bekleniyor. Zaten biz tarım alanlarını başka amaçlarla kullanarak yok ediyoruz.

Anadolu’yu dolaşın, ismi çekirge olan bir sürü yer var. Çünkü defalarca çekirgeler istila etmiş Anadolu’yu, kıtlıklara neden olmuş. Ama bunları Türkiye dikkate almıyorlar. Dünya’da bir çok ülke çekirge tahmini yaparlar. Ona göre önlem alırlar. Yıllar geçtikçe Avrupa ve Türkiye’de büyük bir sıtma istilası söz konusu. Amerika’da Batı Nil virüsü tehlikesi var. Yâni Nil’deki bir virüs her yıl 200-300 kişinin Amerika’da ölüme neden oluyor. Bunun gibi bir çok hastalığın yayılması söz konusu, bunlarla ilgili projeksiyonları bizim de yapmamız lâzım.

 2023- Yağışların azalması ile birlikte Türkiye’de bir su sorunu yaşanması muhtemel mi? 

Mikdat Kadıoğlu- Küresel ısınma ile birlikte nehirlerin akışlarında yüzde 30 azaltma bekleniyor ki, Türkiye’de bu ülkelerden biri. Yine aynı şekilde su stresinin artacağı ülkelerden bir tanesi de Türkiye. Sınırı aşan sular problemi var. Bırakın ülke sınırlarını aşan su problemini, şehir sınırlarını aşan su problemleri çıkacak. İstanbul suyunu şimdi Bolu’dan mı alıyor, Bolu, “bu su bana lâzım” diyecek. Şu anda dünyanın genelinde bu problemler zaten yaşanıyor. Türkiye’nin yıllık yağış miktarına bakıldığında yağışın Karadeniz’de olduğu görülüyor, ama insanlar ise burada değil. Türkiye’nin büyük problemi bu. Yâni yağmurun yağdığı yerde suya ihtiyaç yok, suya ihtiyaç olan yoğun nüfus bölgelerinde ise su yok. Kelle başına düşen su miktarına baktığımız zaman yanılırız. Türkiye su zengini bir ülke değil aslında ama biz öyle lanse ediliyoruz. Kişi başına düşen su miktarı yıllık 1,875 metreküp fakat potansiyelimiz 3,070 metreküp. Hiç iklim değişmese her şey aynı olsa, 2050 yılından sonra sırf nüfus artışından dolayı bu su miktarı yarı yarıya düşüyor, 1,240 metreküp oluyor. Nüfus artışıyla beraber iklimde değişirse, su miktarı 700 ile 1.910 metreküp arasında değişiyor. Bizim yapacağımız şey, iklim değiştiği zaman su kaynaklarımız bundan nasıl etkilenecek, açık su alanlarındaki buharlaşma miktarı ne olacak bunları araştırmaktır. Hangi havzalarda, nasıl su depolamamız gerekiyor bunları plânlamamız lâzım.

 

ABD ile Meksika’nın sularını paylaştığı Colorado nehrini ele alalım. ABD’den doğup Meksika’dan denize dökülen bu nehrin sularının paylaşımı üzerine yapılan antlaşmada ABD, Meksika’ya vereceği suyun miktarını iklim şartlarına bağlamıştır. Kuraklığın şiddetine göre Colorado nehriyle Meksika’ya verilecek su miktarı azaltılacaktır. Yoksa şiddetli bir kuraklık durumunda saniyede 500 metreküp gibi baraj ve nehirde olmayan veya barajların işletilmesini tehlikeye sokabilecek sabit miktarda bir suyu bulup vermek gibi bir problemle karşı karşıya kalabiliriz. Örneğin, kurak geçen 2000 yılında Suriye’ye söz verilen saniyede 500 metreküp su yerine bazı aylarda saniyede sâdece 160 metreküp su verilebilmiştir. Gelecek yıllarda kuraklık artarsa bu miktar daha da azalabilecektir.

 

Türkiye’yi bekleyen bir başka problem, şiddetli âni yağışlarda yaşanacak artış olacaktır. Normal uzun süreli yağan yağmurlar azalacak ve âni şiddetli yağışlar artacak. Tabiî bu toprak erozyonuna yol açacak, âni su baskınlarına, sellere neden olacak. Meteorolojik afetlerin etkilerinin daha da artıran bir diğer sebep de, çarpık kentleşme. Dere yatağındaki yapılaşmalar sellere neden ve bir sürü zarara yol açıyor.

 

2023- Türkiye’nin iklim değişikliklerinden etkilenmesini ve alınması gereken önlemleri özetler misiniz? Ne önlem alacağız?

 

Mikdat Kadıoğlu- Sonuç olarak suyun kısıtlı, yağışların bazı bölgeler dışında miktar ve dağılımının düzensiz olduğu, büyük şehirlerde ve tarımsal üretimde suyun kısıtlı bulunduğu, içme, kullanma ve sulama suyu kalitesinin gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düştüğü ve küresel ısınma düşünülürse, ülkemizin kuraklığın şiddetini çok yakın bir zamanda bugünkünden çok daha fazla hissedeceği açıkça görülmektedir. Kuraklığın artması ile şehir ve ülke sınırlarını aşan nehirlerin kullanımı dahil bir çok uluslararası, ulusal ve yerel su kaynağının paylaşımını ve yönetimini daha da zorlaşacaktır.

 

Yarı kurak bir iklim kuşağında yer alan ülkemizin kuraklığın şiddetini yakın bir gelecekte bugünkünden çok daha fazla hissedebileceği açıktır. Suyun artan önemi göz önünde bulundurularak, ilerideki yıllarda, suyun yönetimine, kuraklık plânlarına, suyun yeniden kullanımıyla ilgili sistemlerin geliştirilmesi ve sulama tekniklerinin iyileştirilmesi çabaları yoğunluk kazanmalıdır. Akdeniz havzası genelindeki su kaynaklarıyla ilgili bölgesel değişiklikleri belirlemek üzere, bölgesel projelerle gereksinim vardır. Bu nedenle, su kaynakları yatırımlarının ve tesislerin plânlanması ve işletilmesinde iklim değişiminin söz konusu etkilerinin de göz önünde bulundurulması ülke çıkarlarımızı açısından önemlidir. 25.8.2008

 

Kaynak: 2023 Dergisi  www.2023.gen.tr

 

 
bayrak2.gif

Anket

Elektriği nasıl kullanıyoruz?